Terasımız var !

Taksim’de kapısında adamların beklediği yerlerden geçersiniz.Ve mevsim farketmez size ”Terasımız var buyrun” der.Bunun sebebini hala anlamış değilim.Yani o kadar insanda kapalı alan fobisi mi var ?

Eminönü’nde bu durumu normal karşılıyorum çünkü yoğun turist akını var.Turistlerin ilgisini çekebilmek için kapıya bu adamları dikiyorlar.Geçenlerde gittiğim bir teknoloji mağazasında kapıda bekleyen görevlinin işi sadece ”Hoşgeldiniz” demesiydi.Bu kadar ilginç iş görmemiştim.Bu insanların ne hissetiğini merak ediyorum.Yani işine yabancılaşma gibi bir durum söz konusu değil çünkü ortada bir iş yok.Bu nezaket sonrasında reyonlarda dolaşmaya başladım ve kasaya gittim.Yalnız girişteki nezaket kasada yoktu çünkü boştu.Hatta ıssız diyebilirim adeta dükkanın anahtarı bana verilmiş gibi hissettim.Ve sonunda yeni uyanmış bir görevli kasaya doğru yaklaştı.Rap yapar gibi bana söylemesi gerekenleri söyledi ve ona yetişmeye çalıştım.Mağazadan çıktığımda ”Shawshank Redemption” filmindeki adamın hapisten kurtulması gibi huzurla dolmuştum.Yalnız kapıda ayakta bekleyen görevlinin nezaketi uçup gitmişti.

İnsanların kısa vadede kar ederiz mantığıyla düşünmesi aslında çok büyük kayıplara neden oluyor.Ama bu mantık değişmiyor ne yazık ki.O kapıdan girmek önemli olan örümceğin ağına düşmek gibi.

Reklamlar

House M.D.

House, 16 Kasım 2004 yılında Amerikan Fox televizyonunda yayınlanmaya başlayan, hastanede geçen bir drama dizisidir. House M.D. olarakta adlandırılır.

Dizi hikayesi, Dr. Gregory House (Hugh Laurie) ve etrafında gelişen olaylar hakkında geçmektedir. Dr. House, New Jersey Princeton Plainsboro hastanesinde tıbbi tanı uzman doktorudur. Uzmanlık alanı bulaşıcı hastalıklardır. Hastanenin en iyi doktoru olmasına rağmen kendini beğenmiş, önemsemez ve boşvermiş tavırları yüzüden ekibindekilerin psikolojilerini bozmaktadır. Bu sebeple hastane yöneticisi Dr. Lisa Cuddy (Lisa Edelstein) Dr. House’u sürekli gözlem altında tutar ama ondan vazgeçemez. Çünkü Dr. House, kimsenin tanı koyamadığı hastalıklara tanı koyarak hastalarının hayatlarını mucizevi bir şekilde kurtarmaktadır, en zor durumlarda hastaneyi kurtaran hep Dr. House’dır.

Hugh Laurie, 2006 ve 2007 yıllarında Dr. House rolüyle iki kez Altın Küre ödülü kazanmıştır. 2008, 2009 ve 2010 yıllarında da aday gösterilmiştir. Ayrıca dizi 4 kez de Emmy Ödülü kazanmıştır.

Kişisel gelişim

Beşiktaşta gezerken vitrinlerdeki kitaplar ilgimi çekti.Ve kitap almaya niyetlendim.Genelde romanlar ilgimi çekerdi ve roman alırdım.Ama kitapçıda bu iki kitap bazı rafların tamamını oluşturuyordu.Kitapları henüz okumaya başlamadım ancak daha okumadan birçok yerde bu kitaplarla ilgili yorumları gördüm.Önceden okuduğum kişisel gelişim kitabında pirelerle ilgili bir örnek vardı.Futbol sahası uzunluğunda zıplayabilen pireler kavanozda bir süre durduktan sonra sadece kavanoz yüksekliğinde zıplıyorlardı.Genelde bu kitaplarda tabuları yıkma ve toplum içerisinde kendini sınırlamış bireyin potansiyelinin farkında olması gerektiği anlatılır.Ama şöyle bir durum var toplumsal baskı bizim toplumda otobüslerde bile var.Örneğin yaşlı bir teyze sadece bize bakarak kendisine yer vermemiz gerektiğini söyleyebilir.Bu durumda marjinal kişilik veya yeni sınavdan çıktım gibi bahaneler yeterli olmaz.Bazı durumlar vardır onları aşmamız oldukça zordur.Çünkü bu kültür içinde büyüdük ve kimse bizi uyarmasada zaten rahatsızlık hissederiz.Hayatımız boyunca yaptığımız davranışları değiştirmek oldukça zordur.Ancak başarı konusunda motive ettiklerini düşünüyorum.İnsanı harekete geçiren başarıya ulaşma isteğini uyandırıyorlar.Bence en önemli özellikleride bu zaten.Ama fahiş fiyattaki” Nasıl zengin olursun ”kitapları bana inandırıcı gelmiyor.Onlar aynı pazar eklerinde verilen işe yaramaz diyetler gibi.Boş yere insanlara umut verip hayal kırıklığı yaşatıyorlar.

Bu iki kitabı sizlerinde okumanızı tavsiye ederim.Çok satan kitaplar arasında olmaları bir yana kitap kapakları bile insanı motive ediyor.

 

Gözlükteki karizma

Filmlerle başlayan büyük gözlük sevdası işportacılarda bile popüler olmaya başladı.Umursamaz ve çekici insan olmak için vazgeçilmez aksesuar haline geldi.Türk filmlerindeki kötü kadınları anımsatıyor bana bu sahneler.Birde gereğinden fazla popüler olan ünlü cenazeleri tabiki.Teşvikiye’nin araba dolduğu ve yaya olarak kaldırımdan geçmekte zorlandığınız günlerdir.

Bende bu popüler aksesuara kısa süreli ilgi duydum ancak davranışlarımı etkilediğini farkettim.Sonradan eklenmiş bir karizmayı kabullenemedim açıkçası.Fakat insanı daha ” cool” gösterdiği bir gerçek.Gittiğiniz cafedeki garsonların bile size karşı tavırlarının değişmesi insanı şaşırtıyor.Ayrıca iphone,sigara ve araba anahtarı bu imajın devamıdır.

Bu imaja sahip olmak artık o kişiliğe bürünmektir yani hareketleriniz hatta gülmeniz bile belli kalıplar içerisinde olur.Neyseki ben bu yola girmeden standart halime döndüm.